MİKROFON

MİKROFON

Annesi doğuştan işitme engelliydi. Dedesi ve babası yıllarını işitme engellilere adadı...
Bu haber 2016-12-01 20:34:34 eklenmiş ve 1249 kez görüntülenmiştir.

MİKROFON

Annesi doğuştan işitme engelliydi. Dedesi ve babası yıllarını işitme engellilere adadı. Özellikle babası, işitme engelliler duymasa bile onlara konuşmayı öğretmenin yollarını bulmaya çalıştı. Çocuklarının annesi, canı gibi sevdiği eşinin biraz da olsa duyması için elinden gelen her şeyi yaptı. Sabahlara dek bu uğurda çalıştı durdu. Çocuklarının ikisini veremden kaybetti. Geride kalan tek oğlu hayata sımsıkı tutunmuştu. Yaşı ilerledikçe babasına daha çok benziyordu. O genç delikanlı olduğunda aynı babasının yaptığı gibi, 4 yaşından beri işitme engelli olan bir kızla evlendi. Eşini çok seviyordu. Neredeyse bütün hayatını işitme engellilere çare bulmak için çalıştı. Bu vefakar, çalışkan mucidin adı Alexander Graham Bellˋdi.

 

Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için ABDˋye gitti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Sonra kendi okulunu kurdu.

 

Graham Bell işitme engellilere çare bulmaya çalıştığı sırada telefonu icad etti. Amacı annesi, eşi ve bütün işitme engellilerin hayatını kolaylaştırmaya  çalışmaktı. Buluşu sayesinde bütün insanlığın hayatını kolaylaştırdı.

 

 

Bu icadını US Centinnial Exposition Fuarında tanıtmaya gittiği sırada onu orada başka mucidler de meraklı gözlerle izliyordu. Fuara katılan herkes telefonu hayranlıkla beğenmişti. Orada bulunan mucidler arasında yalnızca Emile Berlinger telefondan çıkan sesi beğenmedi. Fuardan ayrılırken daha iyisi nasıl yapılabilir diye kafasında oluşan sorularla evine döndü.

 

Emile Berlinger yaptığı çalışmalar sonucunda 1876 yılında daha 25 yaşındayken ilk mikrofonu icad etti. Bu telefon için geliştirilmiş bir ses vericiydi.

 

Böylelikle işitme engellilere çare ararken telefon, o telefona daha iyi bir ses için de çağımızın "büyük sorunu" mikrofonu bulmuş oldu.

 

Ne amaçla yapıldı? Ne hale getirildi?

 

İpek sesli sanatçıları onun sayesinde duyduk. Ama en çok, güzel sesli sanatçılara ve dünyaya ışık olmaya çalışan insanlara yakıştı mikrofon.

 

Ne yazık ki ağzından salyalarla,öfke kusan politikacılar türlü  acılar çektirdi insanlara mikrofona bağıra bağıra. Ben bazen eşyanın insanlardan etkilenebileceğine ihtimal veriyorum. Yani bir mikrofon düşünün, Neşat Ertaş gibi bir güzel seslinin türküler söylediği. Bir de aynı mikrofonu, salya sümük öfkeyle insanlara nefret püsküren bir siyasetçinin ağzından çıkanlara muhatap olduğunu hayal edin. Bu mikrofona yazık değil mi? O mikrofondan geçen ses artarak hoparlörden çıkıyor bangır bangır. Sizce bu mikrofonu kim hak ediyor? Neşat abi değil mi?

 

Seçim zamanları geldiğinde bütün kinini nefretini mikrofon aracalığıyla kusanlar, bilmezler ki o mikrofon işitemeyenlere deva olma yolunda icad edildi. Ne kadar bağırsa da elinde tuttuğu mikrofona yakışmıyorlar.

 

Siyasetçileri tümüyle kötülemiyorum. Yok değil, aralarında helal süt emmişleri de var. Ne yapsınlar onlar da fazla ses çıkaramıyorlar. Mikrofona duydukları saygıdandır herhal.

 

Evet böyleleri de var. Maaşına hiç dokunmayıp kız çocuklarımızı okutanlar da var çok şükür. Yada makam aracını  hiç kullanmamış olan da var. Onlar varolsun, biz hep onların yanındayız. Mikrofon onlara da yakışıyor. İşitme engellilere deva olmasalar bile dertlerine deva arayanlara derman olmaya çalışıyorlar.

 

Aklın yolu birdir. Mikrofon daha çok sanata, bilime uzatılmalıdır. Merak ediyorum; ulusa sesleniş gibi bir konuşmayı neden bilim insanları yapmıyor da, elinde geçerli ehliyeti olmayan insanlar yapıyor?

 SPONSOR FİRMAMIZI ZİYARET EDİNİZ


Bir akşam televizonu bir açıyoruz ki ne görelim; kocaman gözlükleri, beyaz gömleğiyle bir labotuvarda insanlar için kanser tedavisi için müjdeyi veriyor bilim insanı. Kendisini bilim dünyasına getirenlere teşekkürlerini sunuyor. Ve o ülke bilim insanlarını konuşuyor olsun. Hoşumuza gitmez miydi böyle bir ülkede yaşamak? Sabahları neşeyle uyanmaz mıydık. Veyahut televizyona bir bakıyoruz ki dünyaca ünlenmiş bir ses sanatçımız büyük operalarda sahne alıyor.

 

Galiba bu insanlar çekindikleri için sahibi oldukları mikrofonlarını kirli ellerden almaya çalışmıyorlar. Ya da siyasetçilerden korkuyorlar.

 

Yaşanmış örnekler var çünkü. Türkiye’deki ilk organ nakli ameliyatını gerçekleştirmiş, Amerikan Cerrahlar Koleji tarafından şeref üyesi seçilen ilk Türk, Tıp Profesörü Mehmet Haberal’ın yaşadıkları. Uydurma suçlamalarla senelerini hapishanede geçirdi. Politika bu, çıkar odakları değişince serbest bırakıldı.

 

 

 

Peki bu bilim insanının hapishanede kaybettiği zaman bilim adına büyük bir kayıp değil mi? Bilim dünyası hesap sormayacak mı bu kayıptan. Neden bu hak onlara verilmiyor

 

Mikrofon kayıtsız, şarttsız bilim, sanat ve aklın ellerinde olmalıdır. Yoksa sonuç şu an gördüğümüz gibidir.

 

Hiç vakit kaybetmeden; nerede olursak olalım gördüğümüz, tuttuğumuz mikrofonu akla, bilime ve sanata uzatalım. Pişman olmayacaksınız o mikrofondan kulağımıza çok güzel şeyler gelecek. 

 

Mikrofonların asıl sahiplerine saygılar, sevgiler.

 

Köşe Yazarı: Özhan ULAŞ

Twitter Link : twitter.com/TCOzhan1


ETİKETLER : Mikrofon Özhan ULAŞ Türkiye Atatürk hayat hayal @OduncuTimi Cumhuriyet işitme engelliler neşet ertaç köşe yazısı en iyi köşe yazısı
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÖŞE YAZARI haberleri

Yazarlar

En çok okunanlar

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Yeşeren Kalem
Anket
En Güzel Yeşeren Kalem Tohumu Hangisi?
Akşam Sefası Tohumu
Kahkaha Çiçeği Tohumu
Fesleğen Tohumu
Roka Tohumu
Sarmaşık Tohumu
Yeşeren Kalem
© Copyright 2017 OduncuTimi®. Tüm hakları saklıdır. Bu site Oduncu Timi haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA